top of page

Kırmızı Buğday / Ahmet Büke

Yazarın fotoğrafı: Makbul Sanat Editör
Makbul Sanat Editör
18 Eyl
2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 18 Eyl

Bir romanın ilk sayfasında savaş başlayabilir. Fakat savaşın asıl ağırlığı bazen cephede duyulmaz. Tarlada, evde, sofrada, toprağın kime ait olduğunu belirleyen sessiz kararlarda birikir. Ahmet Büke’nin Kırmızı Buğdayı tam da böyle bir yerden konuşuyor.


2025’te Can Yayınları tarafından yayımlanan roman, 2026’da 55. Orhan Kemal Roman Armağanı’na değer görüldü. Jürinin gerekçesinde Kurtuluş Savaşı’nın toprak mülkiyeti, kırsal dönüşüm, sınıfsal yapı üzerinden ele alınması özellikle vurgulandı. 


Büke romanın kapısını Çanakkale’den açıyor. Tarih 25 Nisan 1915. Sonrası Batı Anadolu’ya uzanıyor. Akhisar ovası, geniş topraklar, bu toprakların üzerinde yaşayanlar, toprağı işleyenlerle toprağın sahibi olanlar arasındaki eski gerilim hikâyenin içine yavaşça yerleşiyor. 


Burada dikkat çekici olan savaşın kendisinden çok, savaşın insan hayatında hangi eski meseleleri büyüttüğü. Çünkü toprağın da bir hafızası var romanda. İnsanın doğduğu yer, çalıştığı tarla, elinden alınan ürün, başkasına ait olduğunu bilerek sürdüğü toprak… Bunların her biri karakterlerin hayatına sessizce yazılıyor. Arap Ali’nin hikâyesi de bu dünyanın içinden geçiyor. Onun kişisel serüveni, daha geniş bir toplumsal değişimin küçük bir parçasına dönüşüyor. Büke’nin burada yaptığı önemli bir şey var: Tarihi uzaktan anlatmak yerine insanın gündelik hayatına yaklaştırmak. Bir savaşın tarih kitaplarında birkaç satırla geçebilen tarafı, romanda bir insanın kaderine dönüşebiliyor. Bir toprağın el değiştirmesi, bir ailenin hayatını değiştirebiliyor. Bir emir, hiç tanımadığı bir yere gönderilen askerin bütün dünyasını yerinden oynatabiliyor.


Kırmızı Buğdayı okurken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bir ülkenin tarihi kimin hayatında yaşanır?

Cevabı cephede ararsak hikâyenin yarısını kaçırabiliriz. Çünkü savaş bittiğinde toprak orada kalır. Evler orada kalır. Tarlalar, borçlar, kayıplar, sınıflar kalır. İnsanlar değişir; toprağın hafızası uzun sürer.


Ahmet Büke’nin romanını ilginç kılan taraflardan biri de burada ortaya çıkıyor. Büyük tarih, küçük hayatların içine giriyor. Romanın kalabalık karakter dünyası bu tarihsel zemini taşıyor. Büke’nin dili ise toprağa, doğaya, insanın gündelik konuşmasına yakın duruyor. Eleştirmen Gürkan Yavaş da romanın doğa betimlemeleriyle diyaloglarındaki sahiciliğe özellikle dikkat çekiyor. 


Kırmızı Buğday, Kurtuluş Savaşı üzerine bir roman okumak isteyen okura bundan daha geniş bir alan açıyor. Savaşın ardından kimin kazandığını düşünmeden önce, toprağın kimin elinde kaldığına bakıyor. Belki romanın en sessiz sorusu da burada saklı.



Yorumlar


Bültenimize Abone Olun

  • Instagram
  • RSS

© 2026 MAKBUL SANAT. Tüm hakları saklıdır.

Sitede yer alan, yazı, öykü, inceleme, görsel, video ve diğer içerikler, aksi belirtilmedikçe

ilgili eser sahiplerine aittir. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz

veya başka mecralarda yeniden kullanılamaz.

bottom of page