top of page

İnsanlar daha az mı okuyor? Kitap okuma verilerinin anlattığı.

Yazarın fotoğrafı: Makbul Sanat Editör
Makbul Sanat Editör
18 Eyl
4 dakikada okunur

“Artık kimse kitap okumuyor.” Bu cümleyi hepimiz duyduk. Bir kahve masasında, sosyal medyada, bir okul koridorunda, yayınevi toplantısında… Ama sayıların karşısına geçtiğimizde hikâye biraz daha karmaşıklaşıyor. Türkiye’de 2025 yılında 80 bin 921 kitap yayımlandı. Halk kütüphanelerine kayıtlı üye sayısı 7 milyon 160 bin 225’e ulaştı. Aynı yıl halk kütüphanelerinden yararlanan kişi sayısı 39 milyon 194 bin 669 olarak kaydedildi. 

Bu rakamlar tek başına “Türkiye çok okuyor” sonucunu da “kimse okumuyor” sonucunu da desteklemiyor. Çünkü okuma kültürünü ölçmek, sadece kaç kitap satın alındığını saymaktan çok daha zor.


Önce şu ayrımı yapalım: Okuryazarlık başka, kitap okumak başka


Türkiye’de 2025 yılında 6 yaş üzerindeki nüfusta okuryazarlık oranı yüzde 97,9’a çıktı. Bu, eğitim alanındaki uzun dönemli değişimi gösteren önemli bir veri.  Fakat okuma yazma bilmek ile düzenli kitap okumak arasında uzun bir mesafe var. Dünyada da benzer bir tablo görülüyor.

UNESCO’nun 2026 veri güncellemesine göre küresel yetişkin okuryazarlık oranı yüzde 88 seviyesinde. Buna rağmen bölgeler arasında ciddi farklar sürüyor. 2024 itibarıyla dünyada 754 milyon yetişkin hâlâ okuryazar değildi.  Demek ki mesele yalnızca insanlara harfleri öğretmekten ibaret değil. Bir insan okumayı öğrendikten sonra hayatında okumaya ne kadar yer açabiliyor? Asıl soru burada başlıyor.


Türkiye’de kitap var, kütüphane kullanımı da var


TÜİK’in 2025 Kütüphane İstatistikleri Türkiye’de ilginç bir tablo ortaya koyuyor. Halk kütüphanelerindeki kayıtlı üye sayısı bir yılda yüzde 6,4 arttı. Kütüphanelerden yararlananların sayısı da yüzde 1,2 yükseldi. Üniversite kütüphanelerindeki elektronik kitap sayısı ise yüzde 17,1 arttı.  Bir başka veri daha önemli: 2025’te Türkiye’de yayımlanan kitap sayısı yüzde 10,1 artarak 80 bin 921’e çıktı. Bu yayınların yüzde 19,4’ünü yetişkin kurgu edebiyatı oluşturdu. 

Bu rakamlar bize şunu söylüyor: Türkiye’de kitap üretimi sürüyor. Kütüphaneler kullanılıyor.

Dijital kitap kaynakları büyüyor lakin bunların hiçbiri tek başına insanların hangi sıklıkta, ne kadar süreyle, ne tür kitaplar okuduğunu anlatmıyor.


2017’den kalan önemli bir fotoğraf


Türkiye’nin Okuma Kültürü Haritası araştırması 2017’de 26 ilde 6 bin 212 kişiyle yapılan yüz yüze görüşmeler üzerinden hazırlanmıştı. Araştırmanın verilerine göre Türkiye’de yıllık ortalama okunan kitap sayısı 7,2 olarak ölçülmüş; düzenli okuyan seçici grubun ortalaması ise 14,5 kitap olmuştu. Öğrencilerde ortalama 11,1 kitaplık bir değer kaydedilmişti.  Burada önemli bir uyarı gerekiyor: Bu veriyi 2026’nın güncel Türkiye okuma oranı gibi kullanamayız. Çünkü araştırmanın saha çalışması 2017’de yapıldı. Yine de bize başka bir şey gösteriyor. Türkiye’deki okuma alışkanlığını tek bir rakama indirmenin ne kadar yanıltıcı olabileceğini.

Yaş, eğitim, gelir, medeni durum, şehirleşme, öğrencilik gibi değişkenler okuma davranışında farklılıklar yaratıyor. Eski araştırmada öğrencilerin, kentte yaşayanların, kadınların, evinde internet bulunanların, yüksek gelir grubunun farklı okuma profilleri sergilediği görülüyordu. 


Dünyada da mesele yalnızca kitap sayısı değil


OECD’nin 2025 PISA sonuçları daha başka bir pencere açıyor. 91 ülke ile ekonomiden yaklaşık 760 bin öğrencinin katıldığı araştırmada OECD ülkelerinde 15 yaş grubunun okuma performansı 2015-2025 arasında ortalama 28 puan geriledi. 2025’te OECD genelinde yaklaşık her beş öğrenciden biri okuma alanında düşük performans gösterdi. Türkiye’de ise 15 yaş grubundaki öğrencilerin yüzde 76’sı PISA’nın okuma alanında 2. seviye veya üzerine ulaşabildi. OECD ortalaması yüzde 69. Türkiye’de en üst düzey olan 5. seviye veya üzerindeki öğrencilerin oranı yüzde dört; OECD ortalaması yüzde altı. 


Burada da aynı ayrım karşımıza çıkıyor. Kitap okuma sıklığı ile metin okuma becerisi aynı şey değil. Bir genç yılda birkaç roman okuyabilir ama uzun bir metnin örtük anlamını çözmekte zorlanabilir. Başka bir genç çok fazla kitap okumadan akademik metinlerde güçlü olabilir.

Dolayısıyla “kaç kitap okuyoruz?” sorusu kadar “okuduğumuzu ne kadar anlayabiliyoruz?” sorusu da önemli.


Akıllı telefonları suçlamak kolay


Türkiye’de internet kullanımının yaygınlığı artık günlük hayatın temel parçalarından biri. TÜİK’in 2024 verilerinde 16-74 yaş grubunda internet kullanım oranı yüzde 88,8 olarak ölçüldü. WhatsApp yüzde 86,2, YouTube yüzde 71,3, Instagram yüzde 65,4 kullanım oranına sahipti. RTÜK’ün 2024 Medyametre araştırmasında da 15 yaş üzerindeki 15 bin 766 kişiyle yapılan çalışmada sosyal medya kullanımının günlük ortalama 3 saat 12 dakika olduğu, 15-24 yaş grubunda bu sürenin 4 saat 5 dakikaya çıktığı açıklandı. Bu tabloya bakıp “telefonlar kitapları bitirdi” demek kolay. Fakat mesele bundan daha geniş. İnsanların boş zamanının biçimi değişti. Bilgiye ulaşma biçimi değişti. Hikâye tüketme biçimi değişti. Bir insan artık otobüste kırk dakika boyunca roman okuyabileceği gibi aynı kırk dakikayı kısa videolar arasında da geçirebiliyor. Sorun sadece kitabın karşısındaki rakiplerin çoğalması değil. dikkatin parçalanması.


Peki kitap hâlâ ne işe yarıyor?


Belki de majör soru burada. Çünkü kitap okumayı sadece “bilgi edinme” faaliyeti olarak düşünürsek bugünün dijital dünyasında kitabın işi gerçekten zorlaşır. Bir bilgiyi öğrenmek için artık kitabın sayfalarını saatlerce çevirmek gerekmiyor. Fakat roman başka bir şey istiyor. Sabır istiyor. Takip istiyor. Bir karakterin hayatını yüzlerce sayfa boyunca taşımayı istiyor. Bir düşüncenin zihinde ağır ağır yerleşmesine izin veriyor. Bu yüzden kitap okuma meselesi aslında zaman meselesi.


Bir toplumun kitapla kurduğu ilişki, o toplumun boş zamanından eğitim sistemine, gelir dağılımından kütüphanelerine, şehirleşmeden dijital alışkanlıklara kadar pek çok unsurla bağlantılı. Türkiye’de kütüphane kullanımının artması, yayımlanan kitap sayısındaki yükseliş, elektronik kaynakların büyümesi önemli. Dünyada okuma becerilerindeki gerileme ise başka bir uyarı taşıyor. Dolayısıyla “insanlar artık okumuyor” cümlesi bize fazla küçük bir hikâye anlatıyor. Daha büyük hikâye şu olabilir:

İnsanlar okumayı bırakmaktan çok, okumaya ayırdıkları zamanı başka şeylerle paylaşmak zorunda kalıyor.


Kitabın geleceği de belki burada şekillenecek. Daha fazla kitap basmak kadar, insanın yeniden uzun süre bir metnin karşısında kalabileceği zamanı yaratabilmekte. Çünkü mesele kitabın ortadan kaybolması değil. Mesele, insanın bir kitabın içinde kaybolacak kadar zaman bulup bulamadığı.

Yorumlar


Bültenimize Abone Olun

  • Instagram
  • RSS

© 2026 MAKBUL SANAT. Tüm hakları saklıdır.

Sitede yer alan, yazı, öykü, inceleme, görsel, video ve diğer içerikler, aksi belirtilmedikçe

ilgili eser sahiplerine aittir. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz

veya başka mecralarda yeniden kullanılamaz.

bottom of page