Kupa Sevgili / Lily King

Kupa Sevgili: Geçmişin İçinden Yeniden Yazılan Bir Hayat
Bir insanın gençliğinde verdiği kararların ağırlığını anlaması için bazen yılların geçmesi gerekir. Lily King’in Kupa Sevgili romanı tam bu gecikmiş fark edişin çevresinde dolaşıyor. İlk bakışta bir üniversite aşkının hikâyesi gibi duran roman, ilerledikçe hafızanın çalışma biçimine, yazarlığın insan hayatını nasıl dönüştürdüğüne, geçmişte bırakıldığı sanılan duyguların bugünün içine nasıl sızabildiğine bakıyor.
Romanın merkezinde yaratıcı yazarlık eğitimi alan genç bir kadın var. Üniversitede Sam ile Yash adlı iki parlak öğrenciyle tanışması, onun hem edebiyatla kurduğu ilişkiyi hem de kendi duygusal dünyasını değiştiriyor. Arkadaşlarının ona verdiği Jordan adı da tesadüf sayılmaz. The Great Gatsby’nin Jordan Baker’ına yapılan gönderme, romanın edebiyatla hayat arasında kurduğu bağın ilk işaretlerinden biri. Edebiyat burada süs olarak durmuyor; karakterlerin kendilerini anlamlandırma biçimine dönüşüyor.
Kupa Sevgili’nin güçlü taraflarından biri, aşk üçgenini tek başına hikâyenin amacı hâline getirmemesi. Sam ile Yash arasındaki arkadaşlık, Jordan’ın iki genç adamla kurduğu farklı ilişkiler, gençliğin kendine duyduğu güvenle kendi yetersizliğinden kuşkulanması aynı zeminde ilerliyor. Jordan bir yandan yazmak istiyor, diğer yandan çevresindeki insanların entelektüel dünyasına bakarken kendi sesini ölçmeye çalışıyor. Bu ayrıntı romanı sıradan bir aşk anlatısının dışına taşıyor.
Lily King’in anlatısında gençlik romantik bir sis içinde tutulmuyor. Gençliğin komik tarafları var. Gösterişi, kibri, bilgisini sergileme isteği, bir başkasının gözünde daha ilginç görünme arzusu da var. Karakterler edebiyat üzerine konuşurken aslında birbirlerini tanımaya çalışıyor. İskambil oyununun etrafında kurulan dünya da bu nedenle önemli. Kupa Sevgili adı, romanın içindeki küçük bir oyundan çıkıyor; zamanla gençliğin kendisine ait bir hatıraya dönüşüyor.
Romanın asıl hareketi yıllar sonra belirginleşiyor. Jordan artık genç bir üniversite öğrencisi olarak yaşamıyor. Yazarlık hayatı kurulmuş, ailesi oluşmuş, geçmiş başka bir zamana aitmiş gibi görünmeye başlamış. Ardından geçmişten gelen bir ziyaret, yıllardır kapalı duran bir kapıyı açıyor. King burada hafızayı bir arşiv gibi kullanmıyor. Geçmiş, ihtiyaç duyduğu anda bugüne çıkan canlı bir alan hâline geliyor. Bu noktada Kupa Sevgili’nin temel sorularından biri ortaya çıkıyor: İnsan geçmişte yaptığı seçimlerden ne kadar uzaklaşabilir? Daha önemlisi, geçmişteki kendisine ne kadar yabancılaşabilir?
Romanın duygusal ağırlığı da bu sorudan doğuyor. Pişmanlık, aşk, dostluk, kayıp, yazarlık tutkusu aynı çizgide buluşuyor. King’in daha önceki romanı Writers & Lovers ile kurduğu bağ da burada önem kazanıyor. Kupa Sevgili, önceki kitaba gönderme yapan bir metin olarak okunabileceği gibi kendi başına tamamlanan bir hikâye olarak da ele alınabilir. Asıl mesele, gençlikte yaşananların insanın sonraki hayatında hangi biçimlere büründüğü. Romanın dili bu ağır meseleleri taşırken gösterişli olmamayı seçiyor. Büyük duygular, gündelik ayrıntıların arasından çıkıyor. Bir sınıfta söylenen cümle, bir arkadaşlıkta oluşan küçük çatlak, yıllar sonra gelen bir haber, insanın hafızasında hiç beklenmedik bir yere yerleşebiliyor. Lily King’in anlatı gücü burada ortaya çıkıyor.
Kupa Sevgili, aşkı geçmişte kalmış bir hikâye olarak ele almıyor. Aşkın hafızada bıraktığı izi, dostlukların yıllar içindeki dönüşümünü, insanın kendi gençliğiyle karşılaşmasını anlatıyor. Kitabı bitirdiğinizde geriye tek bir aşk hikâyesi kalmıyor. Daha uzun bir soru kalıyor: Bugünkü hayatımızın içinde, yıllar önce verdiğimiz hangi karar hâlâ yaşamaya devam ediyor?




Yorumlar